Eveeet efendimiim!Başlığa bakıp da nereye taşındığımı sorabilirsiniz yada (da ayrı aslında ama ayırmaya üşendim) artık burada yazı yazmayacağım gelebilir aklınıza,Yok yok,temelli gitmiyorum bir yere.Ama zaten yazılarıma fazla yoğunlaşamıyordum burada uzun süredir.Bu aralar çok yoğunum çünkü.Ama dedim çok sık olmasa da yine buralardayım.
www.yazamak.com adresinde beni daha fazla bulabilirsiniz.Taşınmaktan kastım bu.Orada da birbirinden değerli arkadaşlarla birlikte yazı yazma zevkinden mahrum kalmayacağım inşaallah.Her zaman bekliyorum efendim.
2007 geride kalıyor.Yılbaşı geldiğinde hep aklıma ilkokuldaki hayat bilgisi kitabından hatırladığım bir resim gelir.Bir yanda saçı sakalı iyice kırlaşmış,avurtları çökmüş,hani bazı dükkanlarda, veresiye satış yapan tüccarla yapmayan tüccar arasındaki farkı tasvir eden resimdeki müflis tüccara çok benzeyen,üzerindeki kazağında eğreti bir şekilde “Eski Yıl” yazan ihtiyar adam,diğer yanda hafif tombiş,yanakları kırmızı,gözlerinde binbir umutla gülümseyen ve kazağında “Yeni Yıl” yazan gürbüz bir çocuk.Şimdi hatırladıkça ne kadar absürt bir resimdi diyorum kendi kendime,o zamanlar takdir ettiğimin aksine.Körpe dimağlara “Eskide kalan herşey bitmiştir,hep ileriye bakmak lazım” fikrini aşılayan,9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in deyimiyle”Dün dündür,bugün bugündür” diyen,bir futbol deyimiyle ise ”Mağlup olduğumuz için üzgünüz,ama artık bu maçı unuttuk,önümüzdeki maçlara bakıcazz!” diyen bu resim o zamanlar ne kadar da güzeldi.
Aslında ben de kendimi kandırıyorum ya.Güzel olan çocukluktu.Her yeni eğitim-öğretim yılı başında öğretmenlerimizin “Sizler artık abiler,ablalar oldunuz” sözüydü güzel olan. Her 24 Kasım’da “Çocuklar bana vereceğiniz en güzel hediye derslerinizde başarılı olmanızdır” sözüydü güzel olan.Okulun son günü “Bu yıl çok çalıştınız ve yoruldunuz,hepiniz tatil yapmaya hak kazandınız.Ama tatilde de derslerinizi tekrarlamayı ihmal etmeyin” nasihatine karşılık, üç ay boyunca ne bir kitap ne de bir defter açmaktı güzel olan.Her eylül ortasında bir yıl daha büyümüş olmanın verdiği kibirle karışık ciddiyetti güzel olan.”Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?” sorusuna hem annenin hem de babanın yüzüne bakarak utangaç utangaç “İkisini deee” diye cevap vermekti güzel olan.Okunan her hikaye,izlenen her film sonrası ilerde ne olunacağı konusunda zihinde alternatiflerin belirmesiydi güzel olan.Yani güzel olan hep eskilerdi, eski yıllardı.
Eskide kalmak tabii ki doğru değil.Ama geçmişi tamamen silmek asla tasvip edilemez.Günümüzde geçmişi ile barışık olmayan,tarihini bildiğini sandığını bilmeyen,Osmanlı sultanlarını zevk ,safa ve uçkur düşkünü sanan,devletinin bekası,ilay-ı kelimetullah için kardeşlerinden bile vazgeçen o yüce şahsiyetleri kardeş katili diye hatırlayan,kendini aydın sanan kültürlü görünümlü cahiller oldukça fazla.
Gece yarısı evrak imzalatmak için kapısına gelen görevliyi bir müddet bekleten,sonra elinde havlu ile kapıyı açan ve “Evladım,kapıyı ilk çaldığında duymuştum.Ne için geldiğini de biliyordum.Kusura bakma abdest aldığım için kapıda biraz beklettim.Ben şimdiye kadar devletin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım.”diyen Ulu Hakan Abdülhamid Han’a “Kızılsultan” diyecek kadar küstahlaşan kültürlü görünümlü cahiller hayli fazla.
Huzuruna gelen Yahudi heyetinin Filistin’de çiftlik kadar bir toprak karşılığı Osmanlı’nın borçlarını karşılamayı taahhüt etmesine, “Şehit kanlarıyla alınan topraklar parayla satılmaz,değil çiftlik kadar,kurabiye miktari dahi toprak vermem size“ diye karşılık veren Ulu Hakan Abdülhamid Han’a “Kızılsultan” diyecek kadar küstahlaşan kültürlü görünümlü cahiller çok fazla.
Belki bana “Sen de biraz fazla abartıyorsun,hiç mi hataları yoktu?” diyebilirsiniz.Tabiki her insan hata yapar.İngiliz ve Yahudi oyunları sonuçta koca Osmanlı’yı bitirdi. 5. Murad’ın mason olduğunu okuduğumda inanamamış ve Tarih hocama sormuştum.O da nereden okuduğumu sorduktan sonra başını öne doğru sallayarak ve üzüntülü bir sesle “Evet,maalesef… Osmanlı’yı bitirmek için Yahudilerin oynadığı oyunlardan biri de bu idi” demişti.Günümüzde de aynı Yahudi oyunlarına alet olan ve ”Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp söven” kültürlü görünümlü cahiller fazla.
Evet,bu sözlerimden sonra ceddimi bir kere daha rahmetle, minnetle anıyorum.Osmanlı başkenti,evliyalar diyarı Bursa’da ve Dersaadette, şairin:
”Bu şehr-i Stanbul ki bî misl-ü bâhâdır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır”
diyerek övdüğü İstanbul’da medfun bulunan ceddimi yad ediyorum.Allah mekanlarını cennet etsin. Sonra bir kere daha o hayat bilgisi kitabını hatırlıyorum ve “Saçmaydı işte” diyorum.
Geçenlerde Sinan mimlemişti beni.Pası alalı çok oldu ama aldığımdan beri kendi eksenim etrafında dönüp duruyordum Hasan Şaş misali.Topu alıp eve gitmeyi de düşündüm ama ayıp olur dedim sonra.Şaka bir yana aslında önemli bir konuydu bu.Blogun hayatımdaki yeri nedir? Öyle ya yapılan her işin bir amacı olmalı.Soru cevap kısmına geçmeden önce böyle önemli bir konuda cevap verme şansı veren,yapımda ve yayında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Sorular:
*Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
*Blog yazılarımın belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum,yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
*Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
*Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken artan bekleyiş yüzünden şimdi zorunlu bir hal almaya başladı mı?
*Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Cevaplar:
1-Benim blog olayına girmemin nedeni baştan sona kadar Sinan’dır.”Hafız yakında giriyorsun olaya,Hafız bitmek üzere” derken kendimi burada buluverdim.”Yapımda ve yayında emeği geçenlere” demek yerine özetle “Sinan’a teşekkür ediyorum” desem daha iyi olurdu galiba.
2-”Bugün ne yemek yapıyım?” diye düşünen bayanların tam zıttıyım tabiri caizse.Aklıma yazacak birşey gelirse yazıyorum.”Hele bir oturayım da birşeyler bulurum yazacak”diye düşünürsem bir dakika sonra kalkıyorum.Hiçbir şey yazmıyorum.Aslında düşünmeye fırsat bulamıyorum.Düşünsem yazacak birşeyler de bulacağım.”Düşünüyorum o halde bloggerım” demek en doğrusu benim açımdan.Aktif olmak lazım ama buna da pek fırsatım yok.Özellikle bu aralar.
3-Hayır.”Aç ayı oynamaz” sözü benim felsefem.Bir kere hangi işe başlarsam başlayayım,aklımda yemek olmaması lazım.Yemeğini kendi hazırlayan,bulaşığını kendi yıkayan birisi olarak yemek konusu çoğu zaman aklımda olduğu için fazla aktif olamıyorum desem abartmam.Bazen yazılara verdiğim araların çok uzun olduğunu da biliyorum,bazı şeylerden feragat da edeyim diyorum ama sonra aklıma Sinan’ın o meşhur sözü geliyor. “Abi rahat ol,geniş ol.”
4-Öyle olmadığını blogumu takip eden herkes tahmin edebilir.Aylık gazeteler bile benden daha aktif desem yeridir.Yakında “Abi sahi benim bi blogum vardı yaa!” diyeceğim neredeyse.
5-Fırsat buldukça yazıyorum işte.İlerleyen yıllarda da fırsat buldukça yazmayı düşünüyorum.Futbol deyimleriyle yazıya başladım,kapanışı da o şekilde yapayım:Vallaha ne biliyim,önümüzdeki yazılara bakıcaz işte…
Her ne kadar yazılarıma “Uzun bir aradan sonra tekrar buradayım” sözleriyle başlamak istemesem de,hatta böyle başlamaktan nefret etsem de uzun bir aradan sonra tekrar buradayım ve her zamanki gibi bundan sonra sık sık yazmak temennisiyle başlıyorum.
Bir bayram geride kaldı.Soğuk,uzak,kan kokulu,eskilerden,çalan zillerin ardından açılacak kapılarda utana sıkıla ,ezberlemeye çalıştıkları,bir araya geldiklerinde bayramımızı kutladıkları anlamına gelen kelimelerle ve yüzlerindeki masum gülücüklerle bayram kutlayan çocuklardan yoksun,yanıcı, patlayıcı oyuncaklardan ayrılmış,sevdiklerine kavuşacaklar için unutulmaz,gurbettekiler için umursamaz ama tekbirlerin süslediği bir bayram geride kaldı.Bu bayram ailemden uzakta olmanın ve İstanbul’u görememenin üzüntüsünü yaşadım.
Şurası apaçık bir gerçek ki,şairlerin İstanbul sevgisini anlamak için ondan bir müddet ayrı kalmak yeterli.Hiçbir yağmur İstanbul’un yağmuru gibi değil,hiçbir gürültü İstanbul’un gürültüsü gibi değil,hiçbir şehir İstanbul kadar güzel değil.Kandilleri yanan minarelerin arasından tüm güzelliğiyle sana göz kırpan ay bile çekici gelmez İstanbul’da değilsen.Hiçbir güvercin sürüsü Yeni Cami önündekilerden daha sevimli değildir.Adres soran kimseye adres tarif etmek gelmez içinden,aranan adres İstanbul’da değilse.Kaçırılan hiçbir otobüs,sabahları nefes nefese kaldığın halde yetişemediğin,sonra şöförüne bol bol sitem (!) ettiğin belediye otobüsünü kaçırmak kadar koymaz adama…
Şimdi İstanbul’da olsam ne kaçan otobüse yanarım,ne de yağmurlu bir günde su birikintisinden hızla geçen bir arabanın üzerime sıçrattığı çamura.Korna seslerinin vokal yaptığı bir akşam karışıklığı şarkısı dünyanın en güzel müzik yapıtıdır benim gönlümde.Sonra Üsküdar… Her geçen vapura sanki ilk kez geçiyormuş gibi baktığım kayalıklar…
İstanbul senin trafiğini bile özledim,trafiğinde takılıp geç kaldığım randevularımı,otobüs şöförünün “Arkaya doğru ilerleyelim beyler”ini,yanından geçerken burnumu tuttuğum balık pazarını,soğuk , yağmurlu ve fırtınalı günlerde sırf aklımızdan zorumuz olduğu için sahilde yürüyüşe çıktığımız okul arkadaşlarımı,Karadeniz’den Boğaziçi’ne gemiler girerken duyduğum heyecanı,senden ayrıldığım an dışında sendeki her anımı özledim İstanbul.İnşaallah senden ayrı geçirdiğim son bayram olacak bu bayram İstanbul.Bayramın kutlu olsun İstanbul!
Bugün spor,daha doğrusu futbol hakkında yazı yazmak,kendimce yorum yapmak istiyorum.Düşündüm de hayatı boyunca futbol topuna dokunmamış şahıslar bile spor yazarı oluyorsa ben de bu konuda bir yazı yazabilirim.
Öncelikle A Milli futbol takımımızı tebrik ediyor ve EURO 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda başarılı sonuçlar alacağımıza inanıyorum.Uzun bir maratondu.Sonuçta takımımız şampiyonaya katılmayı başardı.Başardı başarmasına da, olumsuz yorumlar da ardı ardına geldi.Maç neden Ali Sami Yen’de oynandı?,Bosna Hersek gibi bir takımı neden 1-0 yenebildik?,Bu gruptan lider olarak çıkmamız lazımdı,Yunanistan’a Türkiye’de yenildikten sonra gitsek ne olur,gitmesek ne olur? Moldova,Malta gibi takımlarla berabere kaldık, Norveç gibi sıradan(!) bir takımı yendik bu gayet normal, hala zafer naraları atıyoruz,Terim’le bu iş olmaz,Milli Takım Galatasaray’ın tekelinde… (Yorumların tamamını burada zikredersek siz de sıkılırsınız,ben de sıkılırım.)
Mustafa Denizli’nin yıllarca önce söylediği ve futbol literatürümüzde sıkça kullandığımız,”İçimizdeki İrlandalılar” deyimi geldi aklıma.Bu tür yorumlarda bulunanların Milli Takımda veya federasyondaki sevmedikleri birkaç şahıs yüzünden (Terim,Ulusoy…) olumsuz düşündükleri kanısındayım. Ben ise şampiyonaya katılmamız hakkında şöyle düşünüyorum:Bu şampiyonada uzun bir maratondan farksız.Yaklaşık iki yıl süren bir eleme süreci sonrası gruplarını zirvede bitiren takımlar katılıyor.Her takımın inişe geçtiği ya da inişli çıkışlı grafik sergilediği dönemler vardır.2002 Dünya Kupası’nın favorilerinden gösterilen Arjantin ve Fransa gruplardan dahi çıkamayıp elenmişlerdi.Biz 2002 Dünya Kupası’nda 3. olduk.Bu hem bizim için, hem de Dünya futbol otoriteleri için sürpriz olmuştu.Aslında bu başarımızdaki en büyük pay,o yıllarda Avrupa’da iyi bir ivme yakalayan Galatasaraylı futbolculara aitti.Tabi Rüştü,Alpay ve Yıldıray’ın performansını unutmamak lazım.
2006 Almanya’da favori gösterilen Sambacılar,2002 de büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Fransızlara çeyrek finalde elenmişlerdi.Yine o yıl ülke bazında şike skandallarıyla boğuşan İtalya ipi göğüslemişti.
Ve İngiltere…Hemen hemen her turnuvaya katılan ve final hedefleyen,katıldıkları her turnuvada taraftarları olay çıkaran Holiganlar lakaplı mağrur İngilizler son maçta hem de Wembley’de Hırvatistan’a 3-2 mağlup olarak 2008 Avrupa şampiyonasına ,Türkiye’nin katıldığı Avrupa şampiyonasına mendil salladı.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi her takımın inişli çıkışlı performansı,hayal kırıklığı olmuştur.Biz şunu 2002den sonra unuttuk:Bizim Dünya 3.sü olmamız her yıl,her şampiyonada öyle kalacağımız anlamına gelmez.Bazen başarısızlıklarımız olacak.Ama hep en iyisini yapmaya çalışacağız.
1990lar öncesinde şimdiki Malta,Moldova ve hatta Lüksemburg’dan farkımız yoktu.Avrupa’nın kalburüstü takımlarına 1-0 gibi skorlarla yenildiğimizde seviniyorduk.Daha sonra,özellikle Piontek döneminden sonra müthiş bir çıkış yakaladık ve bu performansın semeresini 2002 de gördük.Eski günleri unutmamamız gerekir.Biz bir Brezilya,bir İtalya,bir Almanya değiliz.Ama sıradan bir takım da değiliz.Doğru futbol politikalarıyla daha da güçlenebiliriz.Norveç için sıradan bir takım diyenlere şu örneği vermek istiyorum:Norveç milli takımının ilk on birinde Avrupa’nın köklü kulüplerinde oynayan futbolcuları diyince aklımıza ilk olarak Riise ve Carew geliyor.Peki bizim on birimizde hangi futbolcular var takımlarında sürekli ilk on bir oynayan? Hamit ile Nihat,biraz da Emre.Demek ki kendimizi dev aynasında görmememiz lazım.Hırvatistan 1998 Fransa’da Dünya üçüncüsü olmuştu.Sonrasında Euro 2000 e katılamadı.Eleme gruplarından çıkamadı.Şimdi yeni yeni eski günlerine dönmeye çalışıyor.Hamasi duygulara lüzum yok.Gerçekçi olmak gerekirse Hırvatistan ayarında bir takımız.Ama şunu unutmamak lazım. “Impossible is nothing”
Uzun bir aradan sonra yeniden buradayım.Umarım artık yazılarıma ara vermek için bir mazeretim olmaz.Sahi,neden ara vermiştim? Ha, evet evet Ramazan ayı dolayısıyla. “Ramazan çıkalı çok oldu” deyişinizi duyar gibiyim.Ama bayramdan sonra da bir rehavet çöktü üzerime.Hani derslerine çalışmak isteyen ama her defasında bu isteğini istekten öteye geçiremeyen,hani velisi durumunu öğretmenine sorduğunda öğretmenin “Çok akıllı bir çocuk.Çalışsa yapar ama çalışmıyor.”demekten bıkmadığı öğrencilerin rehavetinden… Hatta Sinan kardeşim “Tembel Blogcu” diye takılmadı da değil.
Bu arada geçtiğimiz günlerde hayatımın kalan kısmını Allah’ın izniyle birlikte geçireceğim,hayat arkadaşım diyeceğim kişi ile birlikte bu mutlu yoldaki ilk adımı attık.”Hani derler ya” diyelim ve devam edelim:Darısı diğer bekar dostlarımızın başına.Uzun süredir yazı yazmadığım için benden savunma isterseniz sizlere bu mazeretimi de öne sürebilirim Ramazan ayından bağımsız olarak.
Kendimi şu günlerde, özellikle de yazı yazmak için oturduğumda bir radyo programcısından,konuşacak hiçbir şey,üzerinde yorum yapacak hiçbir konu bulamayan radyo programcısından farksız hissediyorum.Tabi onlar için her zaman bir çıkış yolu vardır. Gazeteden bir haber okuyup,özellikle de magazinvari bir haber okuyup sonra da “Evet sayın dinleyiciler siz olsaydınız bu durumda ne yapardınız? Yorumlarınızı bekliyoruz mail adresimiz…,telefon numaralarımız 02…,ilk arayan veya mesaj gönderen on dinleyicimize sürpriz hediyelerrr! Reklamlardan sonra tekrar birlikte olucaaaz!” diyebilir, telefonla katılan herkese adını,soyadını,mesleğini, oturduğu semti sorabilir ve hepsine ayrı ayrı “Çok güzell,ne güzel” gibi palavralar sıkabilir.
Bir din görevlisi cami kürsüsünde va’z ederken konu bütünlüğünü sağlayamayınca ya da söyleyecek bir şey aklına gelmeyince “Muhterem cemaat şöyle aşk ile bir kelime-i şehadet getirelim” diyebilir.Cemaat, aşk ile getirdiği şüpheli de olsa kelime-i şehadet getirirken o esnada notlarına bir kez daha göz gezdirebilir.Bunda başarı sağlayamazsa “Günahlarımızın affı için aşk ile bir daha buyrun…” diyerek kelime-i şehadeti tekrar ettirebilir.Hiçbirinde başarı sağlayamazsa “Cemaat-i Müslimin dışarıda kalan cemaatimiz var vakit de geldi,saflarımızı biraz daha sıklaştıralım” diyebilir.Cemaat safları sıklaştırırken,o da camiye yardım meselesini sözlerinin arasına sıkıştırabilir. O da olmadı Karadenizli Temel gibi “Buraya çıkarken söyleyeceklerimi bir ben bir Allah biliyordu.Şimdi yalnızca Allah biliyor” da diyebilir.
Bu örneklendirmeleri yaparken zaman nasıl da geçmiş dostlar,farkında değilim.Yazıyı sona erdireyim iyisi mi.Bu yazından bir ana fikir mi çıkarmak istiyorsunuz? Hiç zahmet etmeyin. Gidin bir radyo programından istek parçasında bulunun.”Peki sıradaki eseri kimlere armağan ediyorsun?” sorusuna “Annemee,babamaa,ablamaa,askerdeki dayımaa,kuzenime,dedemee…” diyip soy ağacınızı sıraladıktan sonra son olarak (bir de utanmadan) “…ve herkeseee!” diye cevap verin.”Ya hocam başka işin mi yok yazarken bile üşenmedin mi?” diyorsunuz doğal olarak.En iyisi kapatın gözlerinizi, aşk ile üç kez kelime-i şehadet getirin,ama gerçekten aşk ile,inanarak,anlayarak,büyük bir vakarla,gururla getirin.Boynunuzda bir müşriğin kılıcının soğukluğunu hissederek,kuruyan dudaklarınızla, bir damla suyun hasretini çekerek,yüzünüzde imanın vermiş olduğu huzurdan kaynaklanan mütebessim bir ifade ile,son olarak bu tasvire tepenizdeki kızgın güneşi de ekleyerek kelime-i şehadet getirin aşk ile.Şimdi açın gözlerinizi,müslüman olduğunuza şükredin.Müslüman olarak ölmek için de dua edin.Hadi şimdi gidin.
Eveeeet! Uzun süredir görünmüyordum.Ramazan ayının gelmesiyle birlikte yazı yazacak vakit bulmak neredeyse imkansız hale geldi.Hatta buraya “RAMAZAN DOLAYISIYLA KAPALIYIZ” yazmayı bile düşünmüştüm.Görevli olmamız nedeniyle vakit bulamadık yazmaya dersem belki pek inandırıcı gelmeyebilir ama şunu da söylemeliyim ki açlığa ve uykusuzluğa zor dayanırım.Sonuçta oruç tutmak bir sabır işi,hepsinden önemlisi Allah(c.c.)’ın emri.O yüzden açlığa dayanamamak oruç için bahane olamaz benim için.Ama aç iken bir meşgaleyle uğraşmak da hiç gelmez içimden.Boşuna “Aç ayı oynamaz” dememişler.
Ramazan ayıyla ilgili herhangi bir yorumum olmayacak.Çünkü görünen o ki halkımız -biraz kaba bir tabir olacak ama- “Ramazan Müslümanı” olmaktan vazgeçmeyecek her ne kadar camilerde,doğru dürüst tv programlarında ibadetlerle ilgili azmimizin sadece bu aya mahsus olmaması gerektiği vurgulansa da.Ayrıca her sene oruç ibadetini yerine getiren müslümanların azalmasının önüne geçilemeyecek.Hatta ve hatta Ramazan ayında gündüzleri herkesin içinde alenen yeme içme eyleminde bulunanlar hakkında”Allah ile onun arasında.İster tutar ister tutmaz.Ben niye karışayım ki…” diyenler çoğalacak.İlk teravih namazında camilerin büyük bir bölümü dolacak,sonra her geçen gün cemaat sayısında azalma olacak.Kadir Gecesi’nde ise camiler kapalı gişe olacak tabiri caizse.Ve tabi medya.Birçok absürt mesele her seneki hal üzere temcid pilavı gibi ısıtılıp halkın önüne konacak.İlahiyatçı elbisesini çıkarıp şovmen olmaya heveslenen bir kısım akademisyen herkesin bildiğinin tersini söyleyip,bir de üzerine “Yapmasanız da olur,İslam kolaylık dinidir” diyerek bir halt işlediğini sanacak.Yine medyada bir takım, ünlü olmalarını soytarılıklarına ve müstehcenliklerine borçlu ünlüler,”Benim dedem de çok büyük hocaydı.Bizim ailemiz çok dindardır.Hatta ben küçükken bir keresinde…” diye devam edip.”İleride ben de başımı örtüp hacca gitmek istiyorum” diye biten ve temenniden öteye geçmeyen sözlerini üstüne basa basa söyleyecek.Bir takım cahil halkta “Vayy be! Helal olsun şu karıya.Meğer hiç de göründüğü gibi değilmiş.”deyip kış uykusuna devam edecek.Hiç kuşkusuz bu filmi seneye de izleyeceğiz.Ama ben ne bu sene izleyeceğim ne de önümüzdeki sene. Ne mi yapacağım?Çocukluğuma döneceğim.Şairin”Paralar bozuk,musluklar bozuk ama adamlar sağlamdı…” diye vasıflandırdığı geçmişe.Özel tv kanallarının henüz piyasada olmadığı güzel ve masum günlere.20 ile 30 yaşları arasında olan herkesin hatırladığı o harika çocuk programı susam sokağına. Edi ile büdüye,kırpığa,minik kuşa,açıkgöze… Ama bu sefer gülerek değil ağlayarak izleyeceğim.”Ne günlerdi yaaaa!” diye hayıflanarak izleyeceğim.Siz de geçmişe gitmek isterseniz buyurun:
http://www.youtube.com/watch?v=zy_gaeNhJ1U
http://www.youtube.com/watch?v=hex1ebTLtfA
http://www.youtube.com/watch?v=96TLitD3WCc&mode=related&search=
http://www.youtube.com/watch?v=ZTY86_dtRU4&mode=related&search=
Kahvehaneden tuttuğu takımı ve devleti yöneten tek millet biz miyiz?Sadece biz olmasak bile eminim bunu meslek haline getiren tek millet biziz.Evet kimi zaman bu konularda ben de yorum yapıyorum ama çıkıp da “Bunlar işi bilmiyorlar” demiyorum.En çok da bu tür muhabbetlerde bir köşede sessizce oturup hararetli tartışmaları izlemeyi seviyorum.Kahvehaneler,bir tiyatro sahnesi gibi. Haftada bir yalnızca konu değişir.Bazı konuk oyuncular katılır ekibe ara sıra.Onun haricinde oyuncu kadrosu aynıdır.
Geçenlerde yaz kursunda öğrencilere namazın şartlarını öğretirken “kıraat” maddesini işlediğimiz sırada, bunun ne manaya geldiğini sordum.Düşündüler,ama bir cevap veremediler.Sonra onlara:
-Arkadaşlar,size bir ipucu vereyim.Mahallelerimizde kahvehaneler var ya hani.Onların camında ne yazar? Karadeniz Kıraathanesi,Anadolu Kıraathanesi falan yazar değil mi? Oradan aklınıza gelsin,dedim.
Çocukların aklına eminim ki okey,pişti,sigara,fütursuzca edilen küfürler geldi.Suratıma tuhaf tuhaf bakmalarından bunu çıkarıyordum ve eminim ki içlerinden” Bunların namazla ne alakası var ki?” diye geçiriyorlardı.Durumu düzeltmek için:
-Arkadaşlar eskiden kahvehanelerde çay içerken bir yandan da kitap,gazete vs. okurlarmış.Kıraat “ka-ra-e” kökünden gelmektedir. Rabbimizin de ilk emri ” IKRA’ ” yani “Oku!”dur,hepimiz öğrenmiştik.Kıraat de namazda bir miktar Kur’an-ı Kerim okumaktır,dedim.Sonra kendime”Niye böyle bir örnek verme gereksinimi duydum ki?” diye sordum.Çünkü arkası kesilmeyecek olan tuhaf sorulara muhatap olacaktım birazdan.
-Hocam kahvehaneye gitmek günah mı?
-Hocam okey oynamak günah mı?
Eeee!Biz de lisedeyken dersi kaynatmak için her meslek dersi hocamıza sınıfa girdiğinde,”Hocam sigara içmek haram mı?” diye az sormamıştık.
-Çocuklar konumuz bu değil.Dersimizi bitirelim,başka bir zaman bu konuda konuşuruz.
-Hocam!
-Tamam artık soru istemiyorum.Derse geçiyoruz.
-Hocaaam!
-Ama ben ne dedim şimdi evladım?
-Hocam ben başka bir şey söyliiicem.
-Söyle bakalım
-Hocam tuvalete gidebilir miyim?
Kızamazsın da… Gülersin sadece.Hele bir de inandırıcı olsun diye dizlerini titretirler ya…
Evet kahvehaneler… Hem T.B.M.M.,hem stadyum,hem de il genel meclisi vazifelerini görür.Görev yaptığım ilin en ücra ilçesinde ise durum biraz farklı.Büyükşehirlerdeki gibi değil kahvehane kültürü.Nüfusun azlığı nedeniyle herkesin birbirini tanıması hem ortamı neşelendiriyor,hem de kavgaların,küfürlerin önüne tamamen olmasa bile büyük ölçüde geçiyor.Ama biz burayı değil,genel olarak kahvehaneleri ele alalım. Kahvehanede bir gün nasıl geçer?Diyaloglar ne şekildedir? Sabahın erken saatlerinden başlayarak gece on ikiye kadar nasıl geçer buralarda zaman?Hadi kendimizi kahvehanenin bir köşesinde sandalyeye oturmuş,ellerimiz masanın üzerinde,gözlerimiz gelen geçende,kulaklarımız konuşulanlarda olarak hayal edelim bir müddet.
Gireli beş dakika olmuştur. Ortalıkçı çocuk henüz bizi farketmemiştir.Yan masada oturan ihtiyarın elindeki gazeteye takılır gözümüz.Ona çaktırmadan üç beş başlığa bakmaya çalışırız.Bizi farkettiğinde ise gözümüz dalmış da dalgınlıktan daha yeni çıkmış süsü veririz.Tıpkı otobüste yaşlı birisine yer vermemek için uyuma numarası yaptığımız gibi.Yaşlı adam bunu yemiş gibi yapar.Sonra asabi bir ses tonuyla ortalıkçı çocuğa seslenir:
-Lan Muharrem! Nerde kaldı bizim çay?
-Geliyo Hayri aabi?
İsminin Hayri olduğunu öğrendiğimiz ihtiyar yanındakine döner.Okuduğu haberlerin analizini yapma zamanı gelmiştir.
-Mazota zam gelmiş yine.
-Gelir,gelir…
-İşçiye,memura gelince yok emme!
-Olur,o da olur.
-Bak ben on beş sene oldu emekli olalı,daha bir sene adam akıllı zam almadık.
Sigarasından bir kere daha çeker,sonra okkalı bir şekilde öksürür.
-İçme şu zıkkımı be Hayri aabi.Kaç yaşına geldin,parasını el alıyo,dumanını yel alıyo.Sana da ahan bu öksürüğü bırakıyo.Hala ne diye içersin?
-Ben eski toprağım Nuri,bana birşey olmaz.Sen babana bak! Birkaç saniye süren sessizlik.İhtiyar Hayri devam eder:
-Ne oldu, ne dedi doktor?
-Ameliyat olcakmış yine.
-Allah şifa versin,genç de daha.
O arada yaşları yirmi ile otuz arası değişen gençler girer içeri.
-Lan Muharrem,gazeteler nerde lan!,der biri ve diğerlerine dönerek devam eder:
-Cimbomun yeni aldığı adamı gördünüz mü?İnsan evladı değil oğlum o. Bir başkası:
-İki ay sonra kaçar.
-O niye o?
-Oğlum siz onun parasını nereden verceksiniz ki? Ayranınız yok içmeye….
-Görürsünüz oğlum!
-Muharrem bize çay getir. Muharrem:
-Patron dünkü çayların parasını verecekler mi diyo.
-Muharrem?
-Efendim?
-Patronunu seveyim sana bişey olmasın! Oğlum bizim borcumuzu ödemediğimizi ne zaman gördün?
-Tamam,tamam…
- Sen o adamı diyorsun da Hakan’ın kaçırdıklarını gördün mü?
-Kazma o zaten.
-Adama kazma diyorsunuz ama attığı gol sayısını ömrünüz boyunca halı sahada oynasanız atamazsınız.
-Lan ben onun…
-Şşşşşşt! Ezan okunuyo oğlum,ayıptır.
Bu sözlerden sonra aklımıza çocuklar gelir sorularıyla birlikte:
-Hocam ezan okunurken küfür etmek günah mı?
Sanki normal zamanlarda küfür etmekte bir beis yokmuş gibi… Sonra bir anımız gelir aklımıza.Gece gündüz içen bir adamdır kahramanımız.Şöyle der:
-Hocam ,sen benim içtiğime bakma.Ben çok inançlı,dinine saygılı bir adamımdır.
“Cuma namazlarını kaçırmam” diyeceğini tahmin ederken
-Cuma günleri ağzıma içki koymam, demesiyle dumura uğramışızdır. Çocukların sorduklarını varsaydığımız” Hocam ezan okunurken küfür etmek günah mı?” sorusuyla benzer buluruz sarhoşun sözlerini.Sonra ilk tekbire yetişmek için sıklaştırırız adımlarımızı.Tekbir alırken kaldırırız ellerimizi.Hz.Mevlana’nın deyimiyle DÜNYAYI GERİYE ATARIZ…
Şu futbol tuhaf bir oyun.Birçok arkadaşlıkların,tanışmaların odak noktası diyebilirim.Futbolla eskisi kadar ilgilenmesem de gelişmeleri yakından takip ediyorum.Bazı insanların dediği gibi bir grup işsiz güçsüzün balkabağına benzeyen bir cismin peşinden koşması değil bence futbol.
Bebeklikten çocukluğumuza geçiş döneminde hani yarım yamalak “anne,baba” dediğimiz günlerde öğrendiğimiz,söyleyebildiğimiz birkaç kelimeden biri de “goool”dür.Vurduğumuzda hareket eden o koca küre bizi o kadar mutlu eder ki… Birkaç yıl sonra plastik top bizim için çekiciliğini kaybeder,futbol topuna vurmaya başlarız.Hele bir de vurduğumuzda havalandırabiliyorsak onu, akranlarımıza yukarıdan bakmamız için geçerli bir sebebimiz var demektir. Artık günümüzü geçirmemiz için önemli bir meşgaleye sahibizdir.Ama bu yeterli değildir.Ağabeylerimizin mahalle maçlarında kaleye geçmektir yeni hedefimiz.Bunu başarınca,hele üzerimize gelen birkaç yavaş şutu kurtarabilirsek,evde bir hafta boyunca herkese anlatacak kadar uzun süren bir maceranın kahramanıyızdır.O gece yatmadan önce kurtarışlarımızın analizini yaparız.Hatta rüyamızda tuttuğumuz takımız kalesini bile koruyor oluruz.Okula başlama zamanı da yaklaşmaktadır.Okulda sınıf takımının as oyuncusu olabileceğimizi,meyve suyu kutularını top yapacağımızı, ona, kendinden geçmiş minikler ordusunun içinde bir teneffüs boyunca en fazla iki kere vurabileceğimiz halde o vuruşlardan birinin maça benzemeyen maçın tek golü olacağını hayal eder daha da mutlu oluruz.Derken birgün,patlamış bir plastik topun delik yerini ağzımıza sokup şişirdiğimiz ve ilk şutumuzu çekeceğimiz sırada elinde bastonu,yüzünde kızgın ifadeyle bir ihtiyar belirir önümüzde ve sorar:
-Evladım ne yapıyorsun?
-Tototop top oynuyorum amca? Çocuğun yaptığının ayıp bir şey olduğu izlenimi vermek anlamına gelen garip bir ses çıkar ihtiyarın ağzından ve devam eder sonra konuşmaya:
-Evladım top oynamak günahtır.Gavurlar Hz.Hüseyin’in başını kestikten sonra onunla top oynamışlar.Top oynarsan Allah seni cehenneminde yakar.
-Öyle mi amca?
-Tabi yaa!
Çocuk inanır buna.Çünkü ona göre o ihtiyar,dünyanın en bilge kişisidir.Bir süre bırakır top oynamayı.Ama aklına da şu soru takılır:”Bu Allah o kadar gaddar biri mi ki,bir top oynamakla hemen ateşinde yakıyor?” Bazı şeyleri birbirinden ayırt etme noktasına geldiğinde ise o ihtiyarın sözlerine güler geçer.
Çok sevdiğim bir hocam yaşanmış bir olay anlatmıştı yakın zamanda.Onu düşünürken aklımdan yukarıdaki düşünceler geçti.Olay şu şekilde gelişiyor:
Bir din görevlisi ağabeyimizin tayini çıkıyor.Yolculuk için evde hazırlık yapıldığı sırada evdeki hareketliliği gören minik oğlu babasına soruyor:
-Baba bir yere mi gidiyoruz?
-Evet yavrum,buradan taşınıyoruz.
-Başka bir yere mi gideceğiz?
-Evet oğlum.
-Baba!Peki gideceğimiz yerde de Allah var mı?
-O nasıl soru oğlum! Allah sadece burada değil,her yerdedir.
-Yani gideceğimiz yerde de var öyle mi?
-Evet yavrum.
-O zaman ben oraya gitmem.
-Oğlum olur mu öyle şey?
-Hayır baba Allah varsa orada gitmek istemiyorum,Allah’ın olmadığı bir yere taşınalım.
-Evladım Allah her yerdedir,dese de baba,işin içinden çıkamaz.Bir üniversitenin öğretim üyesinden bu konuda yardım ister.Öğretim üyesi gelir ve çocukla uzun uzun konuşur,teşhisi koyar.Babasına:
-Hocam!Bu çocuğu korkutmuşlar.
-Nasıl korkutmuşlar efendim?
-Şöyleki yaptığı her hareketinde öyle yapmanın günah olduğunu,Allah’ın cehenneme atacağını söylemişler.Mesela top oynarken,”Şşşşt bırak bakayım onu!Top oynarsan Allah yakar.”Camide koştururken,”Höttt!Otur yerine Allah çarpar!” Çocuğun gözünde Allah zalim,despot,en ufak bir şeyde yakan,çarpan bir varlık olmuş.Çocuğun aklına günahlardan çok sevapları sokun,cehennemden çok cenneti anlatın.Allah’ın gazabını değil merhametini anlatın.Büyüdüğünde geç kalmış olabilirsiniz.
Bu konuda en güzel sözü atalarımız söylemiş, “Eşeğin aklına karpuz kabuğunu getirme!”
”Namaz” Farsça bir kelime olup,” ta’zim için eğilmek,kulluk,ibadet” anlamlarının karşılığıdır.Arapça’da ”salât”
kelimesi de sözlükte “dua etmek,ibadet etmek,bağışlanma dilemek,yalvarmak” anlamlarına gelmekte olup,namazın Arapça’daki karşılığıdır.Istılahta ise namaz,tekbirle başlayıp selam ile son bulan belirli hareket ve sözlerden oluşan ibadet şeklidir.Namaz ibadetindeki rükunların aynı zamanda fiilî ve sözlü bir dua
niteliğinde olması “salât” kelimesinin terim ve sözlük anlamlarını teyid etmektedir.(T.D.V. İslam Ansiklopedisi cilt no:32)
“Salât” kelimesi terim ve sözlük anlamıyla Kur’an-ı Kerim’de 99 yerde geçmektedir.Bu ayetlerin bir kısmında ise “zekât” kelimesi ile birlikte zikredilmektedir.Müfessirler bunun hikmeti konusunda şöyle bir yorumda bulunuyorlar:”Namaz ibadeti ruhu arındırır,zekat ise malı arındırır.Namaz beden ile yapılan bir ibadettir.Namaza başlamadan önce abdest alarak maddi temizliğimizi,namaz kılarak da manevi temizliğimizi yerine getiriyoruz. Zekat da mal ile yapılan bir ibadettir.Bu ibadeti ifa ederek de malımızı güvence altına alırız.Bu iki önemli ibadet bu sebeple Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde birlikte geçmektedir.”
Yine Kur’an-ı Kerim’den yola çıkarak araştırdığımızda neredeyse tüm ilahi dinlerde namaz ibadetinin olduğunu görmekteyiz.Hz.İbrahim Rabbine,”Rabbim!Beni namaza devam eden bir kimse eyle.Soyumdan da böyle kimseler yarat.” (İbrahim,40) diye dua etmektedir.
Hz.Musa’ya Allah-ü Teala Tûr-i Sîna’da “Şüphe yok ki ben Allah’ım.Benden başka hiçbir ilah yoktur.O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”(Taha,14) buyurmuştur.
Al-i İmran Suresi’nde Zekeriyya (a.s.)’dan bahsedilirken,”Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona seslendiler…”(Al’i İmran,39) denilmektedir.Bu ayetten Zekeriyya (a.s.)’ın da namaz ibadetiyle mükellef olduğunu çıkarmaktayız.
Birçok mucize sahibi,doğumu ise başlı başına bir mucize olan İsa (a.s.) beşikte iken kavmine “Rabbim nerede olursam olayım beni mübarek kıldı.Yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekatı emretti.”(Meryem,31) diyerek kendisinin de bu ibadetle mükellef olduğunu belirtmiştir.
Hz.Lokman oğluna “Yavrucuğum!Namazı dosdoğru kıl.İyiliği emret,kötülükten alıkoy.Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol”(Lokman,17) diye öğütte bulunmuş,onu namazın ehemmiyeti konusunda uyarmıştır.
Namaz için hepimizin bildiği üzere belirli şartlar vardır.Bunlar,küçüklüğümüzden beri ezberlediğimiz,ama belli bir yaşa kadar neden ezberlediğimizi bilmediğimiz namazın şartlarıdır.Hani bağıra bağıra sayardık:”Namazıın şartıı on ikidiiir!Altısı dışındaan,altısı içindeeeen…” diye .Evet,bunlar namazın olmazsa olmazlarıdır. Kamil anlamda namazımızın “namaz” olması için bir de “huşû” gereklidir.”Diğer şartları yerine getirdik,hadi onu da bırak namazı kıldık da huşû kaldı” mı dediniz?Bakın Allah(c.c.) ne buyuruyor mü’minler hakkında:”Onlar namazlarında huşû içerisindedirler”(Mü’minun,2).Huşu… Yani namazı peygamberimizin bildirdiği şekilde farz,vacib,sünnet ve adabına uyarak kemal-i edep,huzur-u kalp ve ihlasla kılmaktır.İslami literatürde “Cibril Hadisi” diye bilinen hadis-i şerifte Cebrail (a.s.) peygamberimize sorar,”İhsan nedir?” Peygamberimiz S.A.V. cevap verir,”Sanki Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir.Sen O’nu görmesen de O seni görüyor.”
Namazda huşunun ne kadar önemli olduğu ile ilgili alimler şu güzel tespitte bulunmuşlardır:”Dinimizde hasta ve güç yetiremeyen kimselerin oturarak veya ima ile namaz kılmalarına cevaz verilmiştir.Şayet namazda aslolan yapılan hareketler olsa idi buna cevaz verilmezdi.Önemli olan namazda huşu içerisinde olmaktır.” Tabi bu rükuları secdeleri baştan savma yapacağız anlamına gelmez.Ta’dil-i erkana dikkat.Cumhurun görüşüne göre namazda ta’dil-i erkana riayet vaciptir.
Peygamber S.A.V. namazı canından dahi çok severdi.Taifliler onu taşladıklarında onlar için kötü duada bulunmadı yine de.”Ya Rabbi!Bilmiyorlar,bilseler yapmazlar” diyordu.Hendek Savaşı’nda harbin kızışması ile ikindi namazını kılmaktan alıkoyan müşrikler için ise,”Nasıl ki onlar bizi ikindi namzını kılmaktan alıkoydularsa Allah da onların evlerini,kabirlerini ateşle doldursun!”diye onlara bedduada bulunuyordu.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi namaz için bazı kolaylıklar var.Ayakta kılamazsak oturarak,abdest almak için su bulamazsak teyemmüm alarak… Sonuçta kılmamak için müsade yok.Küçükken bir hocamız:“Evladım bir müslümanın namaz kılmaması için iki sebep vardır: Ya ölü olacaksın ya deli!” Hala unutamam o sözü.Çok güzel bir tespitti gerçekten.
Bir diğer husus da cemaate devam etmek,beş vakit namazı cemaatle kılmaya devam etmek.Peygamberimizin hadisi şerifinden de bildiğimiz üzere cemaatle namaz kılmak tek başına kılmaktan yirmi yedi derece daha faziletlidir.Ne kadar karlı bir iş değil mi? Bu hadis-i şerifi okuduğumda aklıma şu örnek geldi:Farzedelim ki bir işçiyiz.İşimiz ise çukur kazmak.Patron diyor ki” Beyler,günde beş çukur kazacaksınız,çukur başına 10 YTL alacaksınız.Ama toplu halde kazarsanız çukur başına 270 YTL alacaksınız,beş çukurdan hesaplayın,günlük 1350 YTL nakit.” Beş değil on beş çukur kazarız değil mi? Oradan bir işçi çıksa “Yok ben tek başıma kazacam o kadar para istemiyorum” dese “Manyak mısın oğlum?” deriz değil mi?
Ayrıca,Hanbeli mezhebine göre farz namazları cemaatle kılmak farz-ı ayn,Şafii mezhebine göre farz-ı kifaye,Hanefi ve Maliki mezhebine göre ise müekked sünnettir.(T.D.V. İslam Ansiklopedisi cilt no:32)
İşimiz dolayısıyla hamdolsun beş vakit cemaatle kılıyorum.Ama farklı bir mesleğim olsaydı bu kadar dikkat edebilir miydim bilemem.Özeleştiri yapmam gerek.Cemaatten bazı kimseler”Hocam benim oğlana zorla namaz kıldırıyorum,dövüyorum,sövüyorum,oralı bile olmuyor,ben başındayken kılıyor ben yokken aklına bile gelmiyor” diyerek bu konudaki üzüntülerini dile getiriyor.O esnada bazen bir başkası söze karışıyor ve şöyle diyor” Yahu birader biz doğru dürüst kılıyoruz sanki de çoluk çocuk kaldı!” Bu sözlerin ne kadar yanlış olduğu hususunda fazla konuşmuyorum ve sadece şunu söylüyorum.”Bak kardeşim,Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor “Ey iman edenler!Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim,6)
Aslında konuyu bu kadar uzatmama gerek yok.Ahirette imandan sonra namazdan sorguya çekileceğimiz hepimizin malumatı. Efendim?” Zor geliyor,namaza kalkarken isteksiz davranıyorum” mu dediniz?Bu konuda Kur’an’dan uyarılar varken bana yorum yapmak düşmez:
“Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin.Şüphesiz namaz Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir”(Bakara,45)
“Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar.Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir.Onlar,namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar,insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar”(Nisâ,142)
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Oca | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | |